ANASAYFA


Kur’an Kıssalarına Lakaydî Bir Bakış; 'Biraz da Kur’an Okuyalım'

Bu yazımızda “Kur’an talebe”lerinin, Kur’an kıssalarına yaklaşımları veya olumsuz bakış açıları üzerinde olacaktır. Epey bir müddet katılmadığımız bir Kur’an tefsiri dersine katılmıştık. Bu tefsir dersine katılan arkadaşlarımız, iniş sırasına göre Kur’an meali okuyup, konular üzerinde mütalaalarda bulunarak, müzakereli bir şekilde tefsir dersi işlemekteydiler. Tevafuk bu ya bizim katıldığımız ders, Enam suresinin 70. ayetinden itibaren başlamaktaydı. İşlenecek ayetlerin genel teması, Hz. İbrahim’in, Rabb’ini bulmak için Yıldızlar, Ay ve Güneş üzerine yaptığı düşünsel çabalar ve bunun neticesi ulaştığı imani pozisyonu, kavmine iletirken yaşadıklarını anlatan İbrahim kıssasıydı. Arkadaşların konu ile ilgili çeşitli mütalaaları ve kısa müzakerelerinden sonra dersi yöneten kardeşimiz sözü bize pasladı! Öyle ya konu Hz. İbrahim, dolayısıyla kıssalar ya, bu işi de biz biraz anlıyorduk, o halde söz bizdeydi. Bir tefsir dersi olması hasebiyle İbrahim kıssasının, Kur’an’ın En’am suresindeki ayetlerini, diğer İbrahim 
Kıssaların Dili Kitabı, Ashab-ı Kehf Kıssası Orijini ve Halefullah -III-

Sayın yazar metodu doğrultmuştur ve bu konuda sıhhatli tespitlerde bulunmaya başlamıştır. Bakınız bir başka yerde bu hususta nelerin altını çizmektedir!... “Hâlbuki bu kıssa hemen bütün müfessirlerin aktardıkları sebeb-i nüzul rivayetinden anlaşılacağı gibi Hıristiyanlık öncesi döneme, yani Yahudi kaynaklarına uzanan çok eski ve sözlü bir geleneğin uzantısıdır. (….) Mesela tabiî müfessir Katade’ye göre 25. ayetteki, “Onlar mağaralarında üç yüz dokuz yıl kaldılar” ifadesi Yahudilere ait bir sözün aktarımıdır. Öte yandan Rakîm kelimesinin etimolojisi de kıssanın Yahudi kültürüne ait olduğuna dair bazı ipuçları içermektedir. (……) Nitekim Yahudi kültürüne vakıf olan Muhammed Esed’e göre de Ashab-ı Kehf kıssası esas itibariyle Yahudi menşelidir. Fakat kıssaya zaman içerisinde Hıristiyan kisvesi giydirilmiştir.”[1] Bütün bu tespitlerden sonra Ashab- Kehf’in; Yahudiliğin Essenî mezhebi içerisindeki bireylerden olması üzerinde yoğunlaşan yazar, bu minval üzere serdettiği tarihsel verilere dair mütalaalarda bulunmaktadır. “Son olarak, Ashab-ı Kehf kıssasında kıyamet ve ölümden sonra diriliş gerçeğine işaret edilmiş olmasıyla Essenîlerin bu konudaki inançları arasında da bağ kurmak mümkündür. Çünkü Essenîler çok güçlü bir ahret inancına sahiplerdi. Bu cümleden olarak, öldükten sonra dirilişin gerçekleşeceğine, ahrette iyilerin mükâfat görüp kötülerin/günahkârların ceza çekeceklerine inanıyorlardı.”[2]Yazarın “Kıssanın Orjini ve Essene Kardeşliği”  alt başlığındaki mezkûr ifadeleri ile sanki Ashab-ı Kehf’in, Yahudi topluluğu olduğu kanaatine vardığını düşünüyorsanız, maalesef veya maateessüf yanılıyorsunuz demek zorundayız. Niye  
  (.................Devam)

Kıssaların Dili Kitabı, Ashab-ı Kehf Kıssası Orijini ve Halefullah -II-
Metodik bir yanlışlık içinde olan yazar M. Öztürk, okuyucuyu, Hıristiyan kaynakları ve onlara ait tarihsel veriler üzerinde oyalayıp! durduktan sonra, doğru kulvara –doğru metod- yönelmekte ve “Kıssanın Orjini ve Essene Kardeşliği” alt başlığını açmaktadır. Veya art niyetli olduğu ön kabulü ile belirtirsek, amaç Halefullah’ça bir yoruma ulaşmak ise; Hıristiyan kaynaklardaki Ashab-ı Kehf kıssasına dair verileri, Yahudi kaynaklardaki veriler eliyle çürütmeye veya konuyu açmaza sokmaya çabalamaktadır, diyebiliriz. Bu bizim açımızdan tezat bir durumdur. Madem Ashab-ı Kehf’in orijini, Hıristiyan kaynaklarda değil, neden yazar, o kaynaklar ve tarihsel verilerde gezinerek(!) okuyucuyu oyalamaktadır? Metod olarak klasik tefsirin verdiği rivayete dair izler üzerinden, direk Yahudi kaynaklarına yönelmesi gerekirken neden araya Hıristiyan kaynaklarını ve İslam tefsircilerinin buna dayanan yanlış çıkarımları ve nakilleri ile sayfaları doldurmuştur? Acaba okuyucuyu, Ashab-ı Kehf kıssasının, Halefullah’ça bir yorumuna manipüle(!) etmeye mi çalışmaktadır? (.................Devam)

Haksöz Dergisi’nin 2011 Yılı NİSAN  Sayısı Çıktı!
Nisan 2011 tarihli 241. sayısıyla 21. yılına giren Haksöz Dergisi, Ortadoğu halklarının isyanını manşete taşıdı: "Ortadoğu Halkları Firavunların Tahtlarını Sarsıyor!" Gündem'de "Despotizmi Meşrulaştırmadan Emperyalizmle, Emperyalizmi Meşrulaştırmadan Despotizmle Mücadele Etmek Zorundayız!" vurgularına yer veren Haksöz, Libya'ya yönelik Batı müdahalesini ve Türkiye'nin konumunu irdeleyerek devrimin çalınmasına izin verilmemesi çağrısında bulunuyor. Murat Özer, Libya müdahalesini Batı'nın Ortadoğu siyasetinin çöküşü olarak nitelerken bir süre Libya'da yaşayan Lokman Doğmuşise Libya isyanı süreci ve gelinen noktayı analiz ediyor. 20 yıldır "Kur'an'ın aydınlığına doğru" şiarıyla ufkumuzu aydınlatan ve bu sayısıyla 21. yılına giren Haksöz Dergisi'ne teşekkür ediyor; Rabbimizden tevhid, adalet, özgürlük mücadelesinde istikamet üzere nice 20 yıllar diliyoruz.
(.................Devam)


Hülya Şekerci'nin  "MÜMİN KADIN" kitabı Ekin 

Yayınları’ndan Çıktı
 

Kadına yönelik algılar üzerinden yeni kimliklerin inşa edildiği günümüzde "mümin kadın" başlığı altında tartışılması gereken pek çok konunun var olduğu açıktır. Kur'an'a ve Sünnet'e sağlıklı yaklaşamayan anlayışlar, çağın tuzaklarını kavramaktan aciz tutumlar, önyargılardan sıyrılamamış dinî algılar kadın sorununu içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Gelenek tarafından nasıl hapsedildiğini öğrenen kadın ise 'uygun adım'larla modern hapishanesini inşa etme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Bu sorunu "İslam kadına değer vermiştir!" şablonuyla çözemeyeceğimiz aşikâr. Yazar, kadın konusunu doğru bir zemine oturtmak için bireysel çabaların yetersiz olacağını vurgulamaktadır. Çözüm iffet ve takvayı kuşanmış mümin kadınların, mümin erkeklerle beraber çağa yapacakları tanıklıktadır. Bu tanıklık birikim ve bilinç ister, büyük bir çaba gerektirir. Ancak kadınıyla erkeğiyle Kur'an ve hayat ekseninde kolektif çabalara omuz veren müminler tüm dünya için
(................ Devam)  

Kıssaların Dili Kitabı, Ashab-ı Kehf Kıssası Orijini ve 

Halefullah -I-
M. Öztürk’ün, Kıssaların dili, kitabındaki; "Ashabı Kehf: Efes'in yedi uyurları mı yoksa Essenîler mi?" başlıklı inceleme yazısı, kadim tefsir kaynaklarında yer alan Ashab-ı Kehf kıssasının nüzulü ile ilgili bir rivayetle başlamaktadır. “Klasik tefsirlerin hemen hepsinde gerek bir bütün olarak surenin gerekse bu kıssanın nüzul sebebine dair nakledilen rivayete göre nübüvvet konusunda yeterli bilgi sahibi olmayan Mekke’li Müşrikler Hz. Muhammed’in peygamberlik iddiasına ilişkin bilgiler almak ve aynı 
zamanda onun peygamberliğini deyim yerindeyse test etmek maksadıyla Nadr b. Hâris ve Ukbe b. Ebî Muayt’ı Medine’deki Yahudi bilginlere göndermişler, bu bilginler de Hz. Muhammed’e Ashab-ı Kehf, Yeryüzünün doğu ve batısına seyahat eden kişi (Zülkarneyn) ve ruh hakkında soru sormalarını, eğer bu sorulara cevap verirlerse ona inanmalarını söylemişlerdir. 
(.................Devam)

 Kur'an perspektifinden kıssa/olay unsuru bütünlüğü 

unsuruna bakış
Kur’an kıssalarının kaynağının Mekke ve Medine Arap toplumu arka planındaki sözlü ve yazılı kültür olduğu sonucuna vardık. Bu aşamada şu soru sorulabilir; Kur’an başka kıssalardan bahsedemez miydi de Arap toplumu arka planındaki konuları kullandı? Buna cevabımız tavuk yumurta, yumurta tavuk ilişkisini hatırlatarak bir benzetme yapmak olacaktır. Mekke ve Medine Arap toplumu kıssa malumatı da esasen vahiy kaynaklıdır. Çünkü Mekke Arap toplumunun kuruluşu İbrahim ve İsmail peygamberlerle başlatılmaktadır. Kâbe bu vahyi çizginin şiarıdır. Ona ait hacc ritüelleri tevhidi çizginin şiarlarıdır. Dolayısıyla hem tevhidi kuruluş yapısı hem hacc ve ticari faaliyetler dolayısıyla diğer peygamber gelmiş toplumlarla kültürel, sosyal ve dini etkileşimler vasıtasıyla, Tevhidi çizginin resulleri, vahyi ve konularından şu veya bu şekilde haberdardırlar. Kitabi bir temelleri olmadığından –ümmi toplum-, edindikleri bilgileri, efsane/mitoloji/menkıbe aşamalarına da getirebilen bu toplumdaki malumat, yine tevhid dini resul ve vahiyleri kalıntısı malumattır. (.................Devam)
“ÂDEMOĞULLARI” (HABİL-KABİL) KISSASI VE 

MESAJLARI 

Kur’an’ı Kerim’de müstakil ve tamamı tek seferde beyan edilen Âdemoğulları kıssasında geçen “Âdemoğulları”nın kimliği; ya da kıssanın tarihselliğine dair herhangi bir bilgi yoktur. Kur’an-ı Kerim, sadece onların, Âdem’in oğulları olduğunu belirtir ancak isimleri ve diğer vasıfları hakkında malumat bildirmez.Bu durumda ya bu kıssayı Kur’an harici hiçbir mufassallaştırmaya tabi tutmadan, tamamen Kur’an’ın beyan ettiği haliyle kıssadaki olaylara neden, niçin, nasıl gibi sorular yöneltmeden anlayacağız. Ya da bu kıssayı, Kur’an’ın başka ayet ve kıssaları ile neden, niçin, nasıl sorularına cevaplar bularak tefehhüm ve tefekkür ederek inanmamız gerekecektir. Birincisinin Kur’an’ın hedefi olmayan bir dogmatizm’dir. İkincisi ise ayrıntılı bir çalışma ve düşünme eylemi ve Kur’an’ın tanımladığı olumlu bir ameliye olduğu anlaşılacaktır. “(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik.   (.................Devam)

Davud ve Calut 
Hz. Davud İsrail oğulları kıralı olan Saul’ün (Kur’an kıssasında Talut olarak geçmektedir) yanında silahşor olarak görev aldığı sıralarda tahminen 20 yaşlarında bir delikanlıdır. Babasının sekiz çocuğundan en sonuncusu olan Davud; ailesinin sürülerini gütmekte olan bir çobandır. Yani Kral Talut’un yanına iyi bir silahşor olarak girdiğinde bile asıl işi çobanlık olan bir gençtir. Soylu bir aileden gelmemektedir, çok iyi bir eğitim almamıştır, dışarıdan bakıldığında vasıfsız ve hor görülebilecek konumdadır. Nitekim Talut zamanındaki peygamber olan Samuel peygamber Davud’u kral olarak mesh ederek kutsamaya geldiğinde; Davud’un babası yedi oğlunu göstermiş ancak çobanlık yapan Davud’u hem çoban hem çok genç olması hasebiyle Samuel peygambere göstermeyi aklına bile getirmemişti. “(Samuel peygamber) Sonra (Davud’un babası) Yesse, "Oğullarının hepsi bunlar mı?" diye sordu. Yesse, "Bir de en küçüğü var" dedi, "Sürüyü güdüyor.” İsrail oğullarının Filistinlilerle olan savaşı başlamadan önce savaş meydanına babasının isteği ile ağabeylerine bakmak için gelen Davud’un, ağabeyi tarafından aşağılanma cümleleri onun ne kadar değersiz, hor görülen bir konumda olduğunu göstermektedir.“Ağabeyi Eliav Davut'un adamlarla konuştuğunu duyunca öfkelendi. "Ne işin var burada?" dedi, "Çöldeki üç beş koyunu kime bıraktın?”   
(.................Devam)
 

 
Hikmet Yurdu Dergisi 7. Sayısını Yayınladı   Şair - Yazar Ali Değirmenci'nin Yeni Kitabı ACIYI GİYİNMEK Çıktı
İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. ali Duman'ın sahibi olduğu, sosyal bilimler alanında yayın yapan Hikmet Yurdu Dergisi, 4. yılında 7. sayısını yayınladı. Dergi www.hikmetyurdu.com adresinden yayınlanmaktadır. Dergi sanal alemde yayınlanmakta olup ASOS ve İSAM makale veri tabanlarında indekslenmektedir. 
Özellikle son yıllarda dünyada bilgisayar ve internet teknolojilerindeki gelişmeler, bilginin sanal dergiler vasıtasıyla paylaşılmasını körüklemiştir. Öyle ki internet üzerinden yayın yapan binlerce sanal dergi, bilgi ve bilime katkı yapmaktadır. Elbette ki ülkemiz bu yenilik ve gelişmelerden uzak kalmamıştır. Neredeyse dünya ile paralel bir şekilde sosyal bilimler alanında birçok sanal dergi yayın hayatına başlamıştır. Daha ekonomik, daha fonksiyonel ve bilgiye ulaşma ve kullanmanın daha kolay olması gibi faktörlere bağlı olarak, bu dergilere ilgi gittikçe artmıştır. İşte bu dergilerden birisi de her geçen gün bilimsel ve geniş toplumsal kesimlerden oldukça fazla rağbet görmeye başlayan, sosyal bilimler alanında ilim dünyasına adım attığı ilk günden bugüne kadar, bilim vebilgi peşinde koşan Hikmet Yurdu Dergisidir.  (.................Devam)

ALİ DEĞİRMEN'CİNİN "ACIYI GİYİNMEK" KİTABI ÇIKTI 
118 sayfa olarak yayınlan kitap, Pınar Yayınları'nın "Genç Öncüler Kitaplığı" dizisinden çıktı. Özellikle Haksöz Dergisi'ndeki edebi çalışmalarından ve sitemizdeki yazılarından tanınan Ali Değirmenci'nin bu kitabını da diğer kitapları gibi ilgiyle ve severek okuyacaksınız. Daha önce Ekin Yayınları'ndan çıkan "Dönüştürme Bilinci ve İslami Hareket", "Dilime Gerili Pankart", "Yozlaşma ve Baskı Ortamında Sanat", "İslam Tarihinden Portreler" adlı kitaplarıyla birlikte beşinci kitabı olan "Acıyı Giyinmek" birbirine bağlı ancak her biri kendi içinde bağımsız olan denemelerden oluşuyor.4 bölümden oluşan kitapta "Gürbüz İnsan Ağacı", "Bitimsiz Bir Acıya Kiracı", "Çocuk Yüreklerde Bal Eylenen" ve "Diri Bir Can Gömleğidir Üstümüzde Filistin" başlıklı bölümlere ayrılmış. Kitapta 28 denemeye yer veriliyor.  (.................Devam)

 Kur’an Kıssalarında Tarihsellik Unsurları 4 – Şahıslar  
Her iki yazar, Kur’an-ı Kerim içerisinde “şahıslar” veya “isimler”den bahsedilmeyen mezkûr iki kıssadan hareketle, Kur’an kıssalarının tarihsel/vakilik/gerçeklik olgusunu sorgulamaktadırlar. Öncelikle, Kur’an kıssalarında “tarihsel/vakilik/gerçeklik” kriterlerini, sistematize eden bu yazarlar, arkasından bu kriterlerden biri veya birkaçını içersinde bulundurmayan kıssaları, “Sembolik/Temsilî kıssa”, “Edebî kıssa veya “Mitolojik kıssa” gibi çeşitli tanımlarla kategorize etmektedirler. Nitekim Zeyveli bu durumu şu şekilde beyan etmektedir. “Kur’an-ı Kerim kıssaları doğru tahlil edilmelidir ki benim kanaatimce Kur’an’da sembolik kıssalar da vardır, tarihi kıssalarda vardır, edebi kıssalarda vardır.”9 Aslında Zeyveli “…benim kanaatimce…” derken, Kur’an kıssalarının tarihsel/vakiliği ile alakalı Halefullah’tan etkilendiği, dolayısıyla ondan ithal ettiği hususları beyan etmektedir.  (.................Devam)

 Kur’an Kıssalarında Tarihsellik Unsurları 3- Coğrafya 
Kur’an kıssalarında Mekân/Coğrafya unsuruna neredeyse hiç yer verilmediğini iddia eden Halefullah, “el-Fennu'l Kasasi fi'l-Kur'an” isimli kitabının bir başka yerinde Kur’an’ın kıssalarına dair Mekân/Coğrafya malumatının kapsamı hakkında şu zıt tespitte bulunmaktadır. “Kur’an ilk olarak, veciz bir üslup kullanmaktadır. Bu Kur’an kıssaları ya bilinenlere işaret etme veya çevrenin bildiği ve hiçbir şekilde yabancısı olmadığı olaylara kısaca atıflar biçimindedir. (…..) Kur’an’daki bu kıssa öğelerinin, bilinenler üzerinde hareket ediyor olması bizim görüşümüzü desteklemektedir. Tanınan ve meşhur olan şahsiyetler ile o çevrede yaygın olan olaylar Kur’an’da en fazla kullanılan kıssa öğeleridir ve bunun aksine bilinmeyen olaylar ile tanınmayan şahsiyetler fazla kullanılmamıştır. (…..) Yukarıdaki olgulardan da açıkça anlaşılacağı üzere Kur’an’ın metodu; kıssayı Arap coğrafyasından veya Arap mantalitesinden aldığı unsurlar üzerine bina etmekten ibarettir.   
 (.................Devam)

Cengiz Duman Çorum "özgür-der"de konuştu 

Kısa adı “Özgür-Der” olan, Özgür Düşünce ve Eğitim Hakları Derneği Çorum Şubesinin, 2010-2011 dönemine ait alternatif eğitim seminerleri adı altında devam eden seminerlerin bu ayki konuğu Araştırmacı-Yazar Cengiz Duman oldu. Konu başlığı “ Kur'an Kıssalarının İslami Mücadeleye Metodik Katkıları ” olan seminerde; "Kıssaları doğru kavrıyor muyuz?" sorusunu sorarak konuşmasına başlayan Cengiz Duman, metodolojik alanda düşülen yanlışların çoğu zaman kıssaların gereğince anlaşılamamasından kaynaklandığını söyledi.
Kıssaları doğru anlamanın olmazsa olmaz şartlardan olarak nüzul ortamı ve bu ortamı yaşayan ilk muhatapların tarih bilgisinin kaynaklarına inmenin hayati önem taşıdığını söyleyen Duman, ilk sürelerden olan Kalem'de Yunus peygamberin sıfatı olarak geçen Sahibu'l-Hût terkibinin bu anlamda öneminden bahsetti. (................. Devam

“Kıssaların Dili” Kitabındaki Âdemoğulları/Habil-Kabil Kıssası Tarihselliği Yorumları Üzerine
Bizim anladığımız kadarı ile yazar, Tevrat’ta yer alan Habil-Kabil kıssasının tamamen Sümer/Babil mitolojisine ait ve oradan alıntılanmış bir hikâye olduğu görüşündedir. Kıssaların dili kitabındaki, Âdemoğulları/Habil-Kabil kıssasını incelediği yazısının başlığı bile bunu çağrıştırmaktadır.  Yazısının başlığı “Arkaik Kültürlerden Kur’an’a Hâbil-Kâbil Kıssası”dır. Yani yazı başlamadan daha başlıkta; Tevrat’ın Habil-Kabil kıssası, arkaik dönem kültürlerinin ürünüdür, yani mitolojilerden alınmadır; dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’deki, Âdemoğulları kıssası da bu Arkaik kültürlerin bir yansımasıdır, imaj veya iması vermektedir. 
Yazar bunu açık bir şekilde şöyle ifade etmektedir: “….Bu çelişkiler Tekvin’deki(Tevrat) Habil-Kabil kıssasının farklı kaynaklardan derlenmiş olduğunu düşündürmektedir….” 
 (................Devam)

ÂDEMOĞULLARI (HABİL-KABİL) KISSASI TEFSİRLERİNDE “İSRAİLİYAT” FACİASI
Kur’an’ı Kerim’de zikredilen kıssalardan biri olan Âdemoğulları kıssası, diğer Kur’an kıssalarında olduğu gibi mücmel olarak vazedilmiştir. Kur’an kıssalarının genel bir özelliği olan mücmellik; aynı zamanda Kur’an’ın kendisinden önce nazil olan diğer kitaplara bakışı ile alakalıdır. Kur’an kendinden önce nazil olan Tevrat, Zebur ve İncil’in, Allah’tan nazil olduğunu tasdik eder. “(Bu Kur'an) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum için bir rahmet ve bir hidayettir.”  “Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a) iman edin.” Dolayısıyla Kur’an, nazil olurken, kendinden önce inmiş ve Arap cahiliye toplumunun arka planını oluşturmuş olan bu kitapların muhteviyatını dikkate alarak muhatap topluma hitap etmiştir. (...............Devam) 

YAZARIMIZ CENGİZ DUMAN ÖZGÜR-DER ÜMRANİYE PANELİNDE KONUŞTU
İkinci konuşmacı olarak söz alan Cengiz Duman, Kenan Levent'in kıssalar bağlamında metodoloji üzerinde durduğundan dolayı kendisinin tekrardan kaçacağını ve dolayısıyla metodun önemli kaynaklarından biri olarak kıssaların doğru anlaşılıp anlaşılmadığına değineceğini ifade etti. Tebliğinde Müslümanların sistem içi-sistem dışı tartışmalarını da gözeterek bakan Duman, son referandum esnasında girilen saflaşmalara da Hz. Yusuf kıssası üzerinden açılımlarda bulundu. Bu bağlamda parçacı ve pragmatist yaklaşımın zaaflarına dikkat çeken Duman, sistem içi-sistem dışılık tartışmalarının son örneği olarak referandum sürecinde taraflardan birinin Yusuf'un başından tutarken diğerinin de adeta ayaklarından tuttuğunu belirterek nihayetinde yaşananınsa Yusuf'un gövdesinin parçalanması olduğunu söyledi. (......... Devam) 

CENGİZ DUMAN ÖZGÜR-EĞİTİM-SEN’DE “KUR’AN’IN KISSALARI ANLATIMINDA YÖNTEM FARKLILIKLARI” KONULU KONFERANS VERDİ
 23 Ekim 2010 tarihinde genel merkezi Ankara’da bulunan kısa adı, Özgür-Eğitim-Sen olan Özgür Eğitim Sendikası lokalinde; “Kur’an’ın kıssaları anlatımında yöntem farklılıkları” konulu bir konferans gerçekleştirildi. Konferans’a konuşmacı olarak, Kur’an kıssaları konusunda, çeşitli dergi ve internet sitelerinde araştırmaları yayınlanan Araştırmacı-Yazar Cengiz Duman katıldı. Kur’an-ı Kerim her ne kadar iki kapak arasına alınmış, kaydedilmiş bir kitap olsa da aslında orijinali itibariyle böyle olmayan; ayetleri peyderpey nazil olmuş ve 23 yıllık bir süreç içerisinde tamamlanmış bir kitaptır. Bundan dolayı ayetler Cenabı Hakkın, lüzum gördüğü, muhatapların beklentilerinin oluştuğu, resule sorular tevcih edilmesi gibi türlü hallerde aşama aşama nazil olmuştur. Bu yüzden Kur’an tematik, kronolojik ve iç bütünlüğü olan bir kitap mahiyetinde değildir. Bir konu anlatılırken bir başka konuya geçilebilir. Surelerde onlarca ayrı konudan bahsedilebilir ve bu konuların birbiri ile kronolojik ve tematik bağlantısı bulunmayabilir. Tüm bunların nedeni, Kur’an’ın, iki kapak arasında bir(...............Devam)

Kur’an Kıssalarıyla İlgili Geniş Bilgi Alınabilecek Kaynaklar
 
·        Tebliğ Sürecinde Kur’an Kıssaları, Cengiz Duman, Haksöz sayı, 30, Eylül 93
·        Kur’an Kıssaları Üzerine, İdris Şengül, Işık Y.
·        Kur’an Kıssaları ve Medeniyet İnşası, Abdülbaki Güneş, Gündönümü Y.
·        İlmî ve Edebî Yönleriyle Kur’an Kıssaları, Bahaeddin Sağlam, Tebliğ Y.
·        Mitoloji, Kur’an Kıssaları ve Tarihî Gerçeklik, Şehmus Demir, Beyan Y.
·        Kur’an-ı Kerim’den Kıssalar, Cihan Bozaba, Dua Y.
·        Kıssalar Hisseler, Zeki Soyak, Vakit Gazetesi Y.
·        Peygamberlerin Kıssaları, Ebu'l Hasan en-Nedvî, Arslan Y.
·        Hadislerden Kıssalar, Burhan Bozgeyik, Cihangir Y.
·        Halkın İslâm Anlayışının Kaynakları Vaaz ve Kıssacılık, Hasan  Cirit,  
·        Kur’an Kıssalarına Giriş, M. Sait Şimşek, Yöneliş Y.    (.......Devam)
Bir İhsan Eliaçık Klasiği! Âdemoğulları Kıssasında   Manipülasyon
Yazar İhsan Eliaçık, internet ortamında yayınlanan, “Âdem’in iki oğlu (Kabil-Habil) kıssası ne anlatıyor” başlıklı yazısına; Türk dil kurumunun sözlüğündeki “çit” kelimesinin anlamını vererek başlamaktadır.  “TDK sözlüğünde  “çit” sözcüğü şöyle tanımlanmışBağ, bahçe, bostan vb. yerlerin çevresine çalı, kamış, ağaç dalı gibi şeylerden çekilen duvar türü, çeper, barı…”  Yazar bu alıntının sebebini düşünenler için onları ikna edecek şu ifadeleri sarf etmektedir: “İyi de, bunun Habil-Kabil kıssasıyla ne alakası var diyeceksiniz… Var, var; tam da mesele bu. Bakın nasıl…” Aslında Sayın Eliaçık, daha evvel Yunus kıssası yorumlarında yaptığı taktiği yaparak manipülasyonla, ta baştan, okuyucuları şartlandırmaktadır. Sözlükte “manipülasyon” ne demektir bakalım. “Psikolojik manipülasyon, insanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme veya yönlendirme anlamına gelir. Bu etkileme ve yönlendirme sonucu insanlar  (...............Devam)

KAYA'DAN SU  FIŞKIRMA KISSASI VE ÇAĞDAŞ BİR YORUMU ÜZERİNE
Kur'an'ı Kerim'de parçalı olarak beyan edilen Hz. Musa ve İsrailoğulları kıssalarının bölümlerinden bir tanesi de çölde Kayadan su fışkırması bölümüdür. Kur'an'ı Kerim'in, kıssalar hakkındaki genel tutumu dolayısıyla mücmel/kısa olarak anlatılan, Kayadan su fışkırma mucizesi sahnesi; Tevrat'ta anlatılan Musa kısasındaki aynı bölüm ve diğer kültürel malumat ile mufassallaştırıldığında "Kaya'dan su fışkırma" mucizenin tarihsel konumu ve neden kıssa edildiği daha etraflı anlaşılacaktır. Tevrat ve Kur'an'da yer verilen bu kıssaya; İncil'in, "talimi İnciller" diye adlandırılan kısmındaki kitaplardan biri olan I.Korintliler kitabında da değinilmektedir. I. Korintliler kitabındaki anlatımda, İsrailoğulları için çölde su fışkıran Kaya'ya vurgu yapılarak; su çıkan bu Kaya, Hz. İsa'ya benzetilmektedir. "Tümü aynı ruh­sal içeceği içti. Çünkü kendilerini iz­leyen ruhsal Kaya'dan içiyorlardı. Bu Kaya Mesih'ti."  (................Devam)

Cengiz Duman, Özgür-Der Seminerinde bir sunum yaptı: Veli/Evliya Kimlerdir ? Vasıfları nelerdir?
Her Pazar saat 11.00 ile 13.30 arasında Zübeyde Hanım Kültür Merkezi'nde yapılan "Ayetler Işığında Hayat" ve "1980 Sonrası İslami Dergiler" üst başlıklı Özgür-Der Alternatif Eğitim Dersleri devam ediyor. Bu haftanın ilk dersinde Cengiz Duman, "Evliyaullah Kimdir? Vazifeleri Nelerdir" başlıklı seminer sunarken; Kenan Levent ikinci derste "Umran Dergisi"ni değerlendirdi. Cengiz Duman, Arap cahiliyesinde veli kavramının kan bağı veya kan bağı varmışçasına sosyal bir birliktelik anlamında kullanılan lugat kullanımını, vahyin ıstılahı düzletmeye tabi tuttuktan sonra akidevi çerçevede kullandığını belirtti. Konuşmacı, kavramın en genelde, inanç ekseninde döndüğü ve dolayısıyla iman edenlerin ve inkâr edenlerin velileri diye Kur'an'da yer aldığını işledi. Konuyla ilgili olarak Duman, "Ey iman edenler! Benim düşmanın sizinde düşmanınız onları veli edinmeyiniz. Oysa onlar size gelen gerçeği inkâr etmişlerdir." (Müntehine/1) "Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi dost edinmeyin. Sizde kim onları veli edinirse, işte onlar zalimlerdendir."  (...............Devam)

NUH’UN GEMİSİ VE GÜNÜMÜZDEKİ MAGAZİNSEL HABERLERİ ÜZERİNE
Allah Kur’an’da muhataplara şöyle hitap etmektedir: “Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.” Cenabı Hakk’ın “kendilerini insanlar için bir ibret yaptık.” İfadesi neyi hatırlatmaktadır. Nuh’un Gofer Ağacından yapılmış gemisinin kalıntısını mı? Geminin imalinde kullanılan çivileri mi? Hayvanların bağlandığı ipleri mi? Medyada yer alan şu haber ile bu yazdıklarımızı Kur’an perspektifiyle bir tartın bakalım!..“Ahşap yapının girilen bölümünün 5 metre yüksekliğinde, 12 metre genişliğinde olduğunu açıklayan uzmanlar yapının kutu şeklinde değil, bir gemi gibi eğimli olduğunu vurguladı. Araştırmacı Panda Lee, “Orada bir metre eninde, yarım metre boyunca küçük bir kapı vardı. Bu kapı da, başka bir bölüme açılıyordu” diye konuştu. İki metre boyunda, iki metre eninde ve iki metre yüksekliğindeki bu kutu şeklindeki bölümün, hayvanların konulduğu bölüm olduğuna inanan araştırmacılar, burada çivi, 
(................Devam)


İDRİS PEYGAMBER VE HAKKINDAKİ KÜLTÜREL 
MALUMÂT
 

"Selamun ala il-Yasin" ifadesinden bazı müfessirler, bunun Hz. İlyas'ın diğer bir adı olduğu anlamını çıkarmışlardır. Tıpkı Hz. İbrahim'in ikinci adının "Abraham" olduğu gibi. Diğer bazı müfessirler ise, Arapların İbrani isimlerini farklı biçimlerde telaffuz etmelerinden yola çıkarak (Örneğin bir meleğin ismi olan Mekal, Mikail veya Mikain gibi) aynı hususun Hz. İlyas için de geçerli olabileceğini öne sürmüşlerdir. Nitekim Kur'an'da bir dağın adı, bir yerde "Tûrî Sîna", bir başka yerde ise "Tûrîsinîn" şeklinde geçmektedir.”
  
Razî ise şöyle yorumlamaktadır: 
“Nâfî
, İbn Âmir ve Ya'kûb (a.s) "Âl" lafzını, "Yâsîn" lafzına muzaf kılarak, "Âl-ü Yâsîn" "Yâsm ailesi" şeklinde okurlarken; diğer kıraat imamları elifin kesresi ile (................Devam)

“Kıssaların Dili” Kitabındaki Âdemoğulları/Habil-Kabil Kıssası Tarihselliği Yorumları Üzerine
Bizim anladığımız kadarı ile yazar, Tevrat’ta yer alan Habil-Kabil kıssasının tamamen Sümer/Babil mitolojisine ait ve oradan alıntılanmış bir hikâye olduğu görüşündedir. Kıssaların dili kitabındaki, Âdemoğulları/Habil-Kabil kıssasını incelediği yazısının başlığı bile bunu çağrıştırmaktadır.  Yazısının başlığı “Arkaik Kültürlerden Kur’an’a Hâbil-Kâbil Kıssası”dır. Yani yazı başlamadan daha başlıkta; Tevrat’ın Habil-Kabil kıssası, arkaik dönem kültürlerinin ürünüdür, yani mitolojilerden alınmadır; dolayısıyla Kur’an-ı Kerim’deki, Âdemoğulları kıssası da bu Arkaik kültürlerin bir yansımasıdır, imaj veya iması vermektedir. 
Yazar bunu açık bir şekilde şöyle ifade etmektedir: “….Bu çelişkiler Tekvin’deki(Tevrat) Habil-Kabil kıssasının farklı kaynaklardan derlenmiş olduğunu düşündürmektedir….” Bunun yanı sıra Tevrat’a diğer yerlerden yapılan başka mitolojik yamalarla birlikte Habil-Kabil kıssasının, daha da mitolojik hale getirilmiş olduğunu ileri sürmektedir. “….Ancak bu kıssa tarihsel süreçte muhtelif kaynaklardan alınan motiflerle süslenmiş, böylece orijinalinden daha farklı     
 
   

kıssası konularına taşırmamak kaydıyla açıklamalara başladık. Tevrat’ın İbrahim kıssasında Hz. İbrahim’in doğum yeri olarak Mezopotamya’nın Ur şehri belirtilmektedir. Dolayısıyla yine Tevrat’ta belirtilen ilk hicret mekânı Haran’a kadar burada yaşayan İbrahim peygamber; Kur’an’da bahsi geçen Allah arayışları ve kavmi ile mücadelesine sahne olan muhtemelen resullüğünün ilk devrelerini, Keldanilerin Ur şehrinde geçirmiştir, dedik ve konunun detaylarına daldık.
 (.................Devam)


www.kurankissalari.tr.gg
 


kuran-kissalarinin-tarihselligi_cengiz-duman_ekin-yayinlari_kapak.jpg
Ekin Yayınları'ndan Yeni Kitap: "Kur’an Kıssalarının Tarihselliği"

 
  
Kur’an kıssaları üzerinde yaptığı titiz araştırmalarla tanınan Cengiz Duman’ın ilk kitabı çıktı.
 

 
 
MERHABA EY.!

merhaba ey ehl-i kur'an nafiz irfan merhaba.!

merhaba ey ehl-i izan bariz iman merhaba.!

merhaba ey ehl-i rasih muntazaman

merhaba ey ibn-i kasas cengiz duman merhaba .!
V.Menekşe



Kur'an'-ı Kerim'de kıssalar, yekun olarak ne kadardır ve neden bu kadar çok kıssa yer almıştır
Cevap: Kur’an kıssaları, Kur’an’ın azımsanmayacak kadar büyük bir kısmını teşkil etmektedir. “Kıssalar, üçüncü hicri asır müfessiri Taberi’ye göre Kur’an’ın üçte birini, çağdaş müfessirlerden M. Reşit Rıza’ya göre ise dörtte üçünü oluşturur.” “Bazılarına göre de, Hz. Peygamber dönemindeki bazı olayların eklenmesiyle yarısını oluşturduğu..........
 


TALUT(SAUL)KISSASI
İslam kaynakları Talût kıssasını Davud peygamber kıssası içerisinde vererek Talût’u, Davud ile özdeşleştirmişlerdir. Oysa gerek Kur’an zımnen gerekse Tevrat, Talût (Saul) dönemi peygamberinin Samuel peygamber olduğunu belirtmektedirler..........
 

       KUR’AN'DA         
VELİ/EVLİYA KAVRAMI








Kur’an, nuzül dönemi “Veli” geleneğinin, eksik ve olumsuz yanlarını tesviye ederek şeriat haline getirmiştir. Cahiliye döneminde bir Veli; yetimin bakımını üstlenerek ve ona kalan mirastan istediği gibi tasarrufta bulunarak kendi zevkine göre harcama yaparken ayet; “Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.” Şeklinde hukuki bir tanımla tevhidi bir yapılanma ortaya koymaktadır. Ölen birinin velisi için de; “Bir kimse zulmen öldürülürse, onun Velisine yetki verdik. Ancak o da kısasta ileri gitmesin.” Diye emrederek sınırlar ve ölçüler tespit etmektedir.




 
MECUSÎLİK / ZERDÜŞT'LÜK DİNİ VE DİĞER SAMİ DİNLERLE ETKİLEŞİMLERİ
 
Kur'an-ı Kerim'de Mecusilik, Mekke ve Medine'de bulunan dini guruplar içerisindeki müşriklerden istisna edilerek; Yahudilik, Hıristiyanlık ve Sabii'lik gibi "Samî/ Semavi/ İlahî" dinler arasında sayılmaktadır........
 

 


KUR'AN'DA 
ÂDEMOĞULLARI  KISSASI
Kur’an’ın, Kur’an ayetleri ile tefsiri metodu aracılığıyla, Âdemoğulları kıssasındaki; “Vetlu aleyhim nebeebney âdeme…” Ayetinde geçen “Âdem”in; Yaratılış kıssasında beyan edilen ve ilk yaratılan kişi “Âdem”i ihsas ettiği sonucuna varmaktayız. Buna istinaden Âdemoğullarının Hz. Âdem’in çocukları olduğu sonucu çıkmaktadır. Bundan dolayı kıssayı, Âdem/yaratılış kıssası bağlamında –tarihsel, kronolojik, biyografik- değerlendirmek gerekmektedir.


“Yaşayan Kur’an” Kitabının Yusuf Kıssası Tefsirindeki Metodoloji Sorunu ve Tarihsel Yanlışlar Üzerine

İSLAM PEYGAMBERİ YUŞA (YEŞU)











Yuşa, Kur’an-ı Kerim’de ismi açıkça zikredilmeyen fakat Hz. Musa kıssalarında kendisinden zımnen bahsedilen bir şahsiyettir. Kur’an’da zımnen geçtiği yerlerde kendisinden peygamber olarak değil, Hz. Musa’nın bir yardımcısı olarak yaptığı işlerden bahsedilmektedir. Buna mukabil Tevrat’ta, Hz. Musa’nın ölümünden sonra İsrail oğullarına peygamber olarak görevlendirildiği belirtilir. Tevrat’ın sahih addedilen 39 kitabından birine Yeşu ismi verilmiştir. Yahudi teolojisinde ana kitap kabul edilen beş kitap “Tora”dan hemen sonra yer alan Yeşu kitabında; Yeşu peygamberin, peygamberlik ilanı, İsrail oğullarını “Arz-ı Mev’ud”a götürerek o bölgenin fethedilmesi, bunun için yapılan savaşlar ve İsrail oğulları sıbtlarına “Arz-ı Mev’ud

**********E-KİTAP*********
 
****www.haksozhaber.net****
 
**********ıslahhaber**********